17 Ağustos Depremi : Yardım mı? Siktiret milleti Kamp Malzemesi Yaparız!
17 Ağustos Depremi : Yardım mı? Siktiret milleti Kamp Malzemesi Yaparız!
Türkiye'nin hayatını kökten değiştiren bir depremdi. Ülke olarak böyle büyük bir felakette nekadar yetersiz, bilgisiz ve ekipmansız olduğumuz ortaya çıkmıştı.
Yer Adapazarı, Türkiye Dağcılık Federasyonu bünyesinde dağlcılar olarak kurtarma faaliyetleri yürütüyoruz.
Adapazarı yerle bir, Neredeyse etrafta Türk kurtarma ekipleri yok. Ee biz de ekipmansız sap gibi ortada olunca parça parça kendimizi yabancı ekiplerin yanına yamıyor, onlara çalışmalarında yardımcı oluyoruz.
Günler günleri zorlarken 2-3 katlı resmi bir binanın bahçesinde kamp kurduğumuz alana birileri geliyor. Ben de o sırada yüzümü yıkamak için girdiğim binadan çıkıyordum. Bu kişiler jeneratörler ve portatif buzdolapları getirmişlerdi. Federasyon Başkanı Alaattin Karaca yanında da Korkut isminde biri var (soyadını hatırlayamadım) Bu kişilerden bu ekipmanları depremzedelerin yararına kullanılması ve dağıtılması için teslim alıyorlar. Depremzedeler yararına ekipmanları teslim eden kişiler ayrıldıktan sonra Alladttin Karaca ve Korkut kendi aralarında konuşmaya başlıyorlar.
- ''Bunları kimseye vermeyelim biz kullanırız, Kamplarda çok işimizi görür'' gibi sözler geçiyor aralarında. Birden arkalarında beni fakediyorlar ve konuşmalarını sonlandırıyorlar.
Ben de çadıra geri dönüp kurtarma çalışmalarına kaldığımız yerden devam edebilmek için hazırlanıyorum.
Tam o sırada çadırların olduğu yere Alaaddin Karaca Ve Korkut geliyor.
Atv'den Ali Kırca'nın anahaberinde canlı yayına çıkılacakmış
Korkut : ''Ya biz çıkmayalım birileri çıksın konuşsun sahada çalışan birileri mesela. Murat olabilir gibi bir şeyler söylüyorlar.
Alaaddin Karaca'da onaylıyor : ''Tabi biz çıksak ne anlatacaz, zaten hep buradayız 3 beş dağcının yanında Murat konuşur'' diyor
ben de lafa son noktayı koyuyorum.
''Tabi ne anlatacaksınız, anlatacak ne varki, Enkaz bölgesinde olmayıp ordan burdan malzeme topladığınızı anlatacak değilsiniz heralde. Bir hikaye uydurursunuz artık'' dedim.
İkisinin surat kaskatı. Ağızlarını bile açamadılar. Ben toparlanmamı bitirdikten sonra. Gözüm 15- 20 metre ilerde Korkut'a takılıyor. Yanında Nurten abla. Nurten SÜR. Korkut Nurten ablaya beni göstererek bir şeyler söylüyor.
Sonrasında da Nurten abla yanıma gelerek. ''Aydemir ağzını biraz sıkı tut . Korkut ve Alaattin sana kafayı takmış, karşılık verme ablacım sen işine odaklan'' dedi.
Ben de ''Nurten abla görüyorsun durumu, biz burda ter döküyoruz yardım edelim bir hayat kurtaralım diye, günlerce yıkanmadık, saçlarımız moloz tozlarından beton gibi oldu. Bunlarda burda depremzede yardımlarını kendi keyiflerine kullanmanın derdine düşmüşler dedim.
Nurten abla ''Haklısın Aydemir, sen yine de bir şey deme, Bunlar federasyonun başında sana dağcılık yaptırmazlar sonra diyor.
Neyse diyeceğimi dedim zaten ben görevimin basına döneyim diyerek Nurten ablanın yanından ayrılıyorum.
O akşam Ali Kırca'nın ana haber bültenine adapararı merkezde kriz masasının olduğu yerin önünde ben ve bir kaç dağcı arkadaşla birlikte katılıyoruz. Bırakın bana bir mikrofon uzatılmasını hiç bir arkadaşımıza mikrofon uzatılmıyor. Sadece Murat konuşuyor. Bizler cansız manken gibi ayakta dikilip dekor vazifesi görüyoruz.
Sonra ne mi oldu. 

Depremden sonra TDF bünyesinde arama kurtarma eğitimi düzenlenecek. ve hemen ardından da yine dağcılıkla ilgili bir eğitim daha olacak, ilk defa doğal afetlerle ilgili bir eğitim olması planlanıyor. Eğitime ve faaliyete katılmak istiyorum ama red ediliyorum.
TDF'yi arıyorum. Neden kabul edilmediğimi soruyorum. Konuştuğum kişinin ismini hatırlamıyorum. Dağcı değil çalışan ve genelde TDF etkinliklerine özellikle cimbar vadisindeki hemen hemen tüm etkinliklere gelen birisiydi. Hepimiz sever sayardık. Her neyse. Bana Aydemir senin burada konun geçti. seni faaliyetlere almayı düşünmüyorlar diyor. Bence sen bi şahsi olarak başkanı (Alaattin Karaca) ara diyor.
Ben de hemen Alaattin Karaca'yı arıyorum. Neden kabul edilmediğimi sorduğumda. yuvarlak ağızla konuşmaya başlıyor. Yani geveliyor.
''Benden önce bir düzen olmamış, disiplin yok, herkes lakayt falan filanlar Ayrıca kökten değiştirecem herşeyi, Benden önceki eğitimleri ve eğitmenleri de kabul etmiyorum. Herkes sıfırdan başlayacak herkesi sınava tabii tutacam'' Diyor.
Konuyu deprem bölgesindeki olan konuşmaya getirmiyor ama ben irdeliyorum. Söylediğim sözlerin bir etkisi var mı bunda diyorum.
Çıldırıyor.
- Zaten oldum olası Samsun il temsilciliğine gıcığım, ordan da gelecek hiç bir sporcuyu da kabul etmeyeceğim diyor.
Al federasyonu başına çal diyerek herifin suratına kapatıyorum telefonu.
Federasyonla olan bağlarımı da böylelikle tamamiyle koparıyorum.
2004 kışında bir gün. Erzurumda Tırmanış duvarı kurarken Alaattin Karacanın burada olduğunu söylediler bana. hem orda arkadaşların yanında hem de Adamla göz göze geldiğimizde suratına saydırıyorum. Karacanın çıtı çıkmadığı gibi hemen uzaklaşıyor yanımızdan.
Neyse
Gördüğünüz gibi o günkü zihniyet neyse yönetimlerde zihniyet hiç değişmiyor. Hatta kata kata ilerliyor ve afetzedeleri daha da mağdur ve çaresiz bırakıyorlar.
Türkiye'de 3 deprem ve 3 hikaye. Üçü de acı, öfke ve küstahlık dolu.
Oysaki dünyanın farklı coğraflarında gerçekleştirdiğim kurtarma faaliyetlerinin hiç birinde Türkiye'de yaşadığım problemlerin hiç birini yaşamadım.
Cumhuriyetin temellerini kan ve ızdırapla kuranlara hakaret etmiş, ayyaş demiş, küfretmiş bir hükümetin, yıkma pahasına Cumhuriyetin kolonlarını parçalayarak bu ülkeye, bu millete ihanet etmiştir. Ve maalesef aklı kıt, biatçı, ve bir yandan da cumhuriyet düşmanı sözde dindarların yardımıyla Türkiye yüzyılına ilerlediklerini söyleyenler bu ülkeye gerçek ihaneti ve kötülüğü yapmış ve yapmaya da devam ediyorlar. Umarım bu devlet yıkılmadan millet etkisinde kaldığı uyuşturucudan kurtulurda Cumhuriyete ve insan haklarına sahip çıkar.
Yoksa millet enkazlarda çığlıklar atarak can cekişmeye devam eder.
Devleti yönetenlerden medet beklemeyin. Yoksa Hatayda olduğu gibi enkaz altında bırakılırsınız.